Aşı karşıtlarının iddiaları ve bilimsel gerçekler: Aşılama bireysel bir karar değildir, hepimizi etkiliyor

116

BURCU CANSU [email protected] @burcu_cansu

Stanford Üniversitesi Çocuk Hastanesinden Dr. Işıl Arıcan, TTB yayını olan Toplum ve Hekim dergisinde özellikle sosyal medyada sıklıkla rastlanılan aşı karşıtı iddiaları detaylı olarak irdeledi. Arıcan, aşıların gereklilik ve etkinliği, aşı içerisindeki maddelerin veya hazırlanma süreçlerinin güvenilirliği, aşıların yan etkileri ile ilgili iddiaları yanıtladı.

Aşı karşıtlarının iddiaları ve Arıcan’ın yanıtları:

“Bulaşıcı hastalıkların çoğu ölümcül değil, aşılar gereksiz”
Bugün, kızamık geçiren çocukların yüzde 20’sinde kızamık komplikasyonları hastaneye yatmayı gerektirecek kadar ciddi seyredebiliyor. Hastaların yüzde 6’sında zatürre, her bin 500 çocuktan 1’inde ise akut beyin enfeksiyonu gelişiyor. Kızamık ölüm oranı hâlâ bin kişide bir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) kızamık aşısı yapılmadığında yılda 2,7 Milyon çocuğun kızamık komplikasyonları nedeniyle öleceğini öngörüyor. Kabakulak, aşılama programlarına dahil olmadan önce yılda yarım milyon çocuğun ölümüne neden olurken bu sayı bugün 120 bin civarında.

“Aşılar bulaşıcı hastalıklara karşı koruma sağlamıyor”
Özellikle küçük bebeklerde ölümcül seyredebilen boğmaca hastalığına yönelik aşı 1940’larda geliştirildi. Bu tarihten önce ABD’de her yıl ortalama 200 bin boğmaca vakası görülüyor, bunların 9 bin kadarı ölümle sonuçlanıyordu. Aşının rutin uygulama konmasının ardından bu sayı 200 binden yılda 2 bin hasta seviyesine çekilmişti. Ne yazık ki son yıllarda artan aşı karşıtlığı nedeniyle bu rakam on kat artarak yılda 20 bin vakaya ulaştı. 2010 yılında, aşı karşıtı hareketin yaygın olduğu ABD California eyaletinde son 70 yılın en büyük boğmaca salgını oldu. 9 bin 143 kişi boğmacaya yakalandı, bu vakalardan çoğu bebek olan 10 tanesi ölümle sonuçlandı.

“Çocuk benim çocuğum değil mi, ister aşılatır ister aşılatmam”
Aşılanmak başta bireysel bir karar gibi görülse de toplum bağışıklığına olan etkileri nedeniyle hepimizi etkiliyor. Bir toplumda herhangi bir salgının önünü kesmek için toplum bağışıklık eşiğine ulaşmak gerekiyor. Ancak bu şekilde herhangi bir salgının kişiden kişiye atlayarak aşılanması mümkün olmayan kişilerin hastalanmalarını önleyebiliriz. Bağışıklık sistemi yetmezliği olanlar, kanser tedavisi görenler, organ nakli hastaları, çok yaşlılar, hamileler, çok küçük bebekler gibi aşılanamayan riskli popülasyonları olası bir salgında korumak için gereken toplum bağışıklığı eşikleri yüzde 80-95 arasında değişiyor. Aşılama oranları bu rakamların altına düştüğünde o toplumda salgınlar baş göstermeye başlıyor.

“El kadar çocuğa o kadar aşı mı yapılır?”
1900’lerin başında çocuklara tek yapılan aşı çiçek aşısı iken yıllar geçtikçe yeni aşıların geliştirilmesi sonucu rutin aşılama takvimine giren çocukluk aşıları gittikçe artıyor. Son yıllarda ilk iki yaş sırasında çocuklara yapılan aşı sayısı 20’ye yaklaştı. Bebek ve küçük çocuklar her gün oynarken, emeklerken yemek yerken veya herhangi bir şeyi ağızlarına götürürken her gün 2000-6000 arası yeni antijenle tanışırlar. Bu antijen sayısı, çocuklara tüm aşılama takvimi boyunca verilen 150 kadar antijenin çok çok üzerindedir.

“Aşıların içeriği ve hazırlanma süreçlerine ilişkin iddialar ve aşıların içeriğinin dehşet verici olduğunu düşünmek için yeterli sebep var mi?”
Cıva: Benzer şekilde, cıva element olarak belirli dozlarda insan fizyolojisi için zehirli olmasına rağmen cıva tuzları cıvadan farklı özellikler gösterirler, bazıları zehirli bazıları ise aynı sofra tuzu gibi zehirsizdir.

Alüminyum: Alüminyum’un yüksek dozlarda muhtelif toksik etkileri olduğu yolunda kanıtlar olduğu doğru, ancak aşılarla alınan alüminyum miktarı bu etkileri oluşturacak dozun çok çok altında.

Domuz jelatini: Her aşıda yok, sadece belirli aşılarda var. Bu konuda ciddi itiraz ve çekincesi olan aileler için bazı jelatin içeren aşıların yerine aynı hastalığa yönelik jelatin içermeyen alternatif aşılar bulmak mümkün.

Formaldehit: Hemen akıllara morgda geçen filmler, kavanozda yüzen organ parçaları geldiği için aşılarda formaldehit bulunduğunu duyan anne babaların endişelenmesi normal. Ancak pek çok kişinin bilmediği bir şey var ki o da formaldehitin aslında DNA ve protein sentezi sırasında çıkan bir yan ürün olduğu ve tüm canlı hücrelerinde zaten sentezlendiği.

***

Aşılarla ilgili diğer komplo teorileri

“Bu aşılar hep soyumuzu kurutmak için”
Temelleri herhangi bir tıbbi mekanizmadan çok komplo teorisine dayalı bu iddia çoğunlukla aşı üreten firmaların batı kökenli olduğundan yola çıkarak, aşıların aslında Müslüman ya da Afrika ülkelerindeki nüfus artışını engelleme amaçlı kullanıldığını iddia ediyor. Bu iddia sahiplerinin bu konuda herhangi bir kanıtları olmadığı gibi, aşıların kısırlık gibi bir yan etki yaptığına ilişkin herhangi bir bilimsel çalışma ve yayın da yok.

“Aşılar ilaç firmalarının yalanları, doktorlar da zaten satılık!”
Elbette ilaç firmalarının zaman zaman etik olmayan işler yaptıklarını, bazı araştırmaları hasır altına ettiği hepimizin bildiği bir gerçek. Zaman zaman haberlere konu olan bu olaylar eninde sonunda ya firma içinde çalışan biri ya da bu konuda araştırma yapan etik değeri yüksek, idealist biri tarafından ortaya çıkarılıyor. Ancak bu tip olaylar olması ilaç firmaları tarafından satılan her ürünün etkisiz ya da zararlı olduğunu düşünmemizi gerektirmez.

3 YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here